Zelek’te gasp ve direniş: Balıkçı köylüler kafes balıkçılığına direniyor

Rize’nin Pazar ilçesine bağlı Balıkçı/ Zelek köyünde kafes balıkçılığı projesine karşı başlatılan direniş, jandarma ablukası ve kooperatif haklarının gaspıyla yeni bir aşamaya taşındı. Zelek Balıkçı Köyü Su Ürünleri Kooperatifi Üyesi İbrahim Oğuz; Rize-Artvin Havalimanı’nın inşasından itibaren başlayan süreci, gizlenen resmi raporları, uçuş güvenliğinin özel bir şirkete devredilmesini, 12 bin tonluk rant paylaşımını ve son yaşanan jandarma baskınını detaylarıyla aktardı.

Havalimanıyla Başlayan Süreç: Hak İadesinden Rant Alanına

Rize’nin Pazar ilçesine bağlı Zelek köyünde kafes balıkçılığı projesinin arka planı aslında Rize-Artvin Havalimanı’nın kuruluşuyla başladı. Havalimanı inşa edilirken bölgedeki yaklaşık 7 köyün denize doğrudan erişimi engellendi ve bütün yerel kıyı balıkçılarının geleneksel avlak sahası olan alanın yarısı inşaat nedeniyle fiilen işgal edildi. Geriye kalan yarısı ise yerel balıkçılar tarafından zor şartlar altında kullanılmaya devam etti.

Projenin kuruluş aşamasında denize erişimi kesilen bu köylerin haklarını yeniden sağlamak amacıyla, havalimanı tamamlandıktan sonra 2022 yılı itibarıyla Zelek Balıkçı Barınağı büyütüldü, iskele genişletildi ve söz konusu 8 köye hakları iade edildi. Ancak bu liman ve iskelenin büyütülmesi, yerel halkın mağduriyetini gidermek yerine işi bambaşka bir boyuta taşıdı. Liman genişletilip iskele büyütülünce birilerinin iştahı kabardı ve burada çok büyük bir kafes balıkçılığı tesisi kurulması yönünde karar aldılar.

ÇED Oyunu

Sermaye grupları ve yetkililer ilk olarak halkın nabzını yoklamak üzere bölgede bir ön yoklama yaptı. Ancak Zelek halkının böyle bir projeyi asla kabul etmeyeceğini görünce hileli bir yola başvurdular. Balıkçılıkla hiçbir alakası olmayan komşu Merdivenli köyü üzerinden bir ÇED süreci yürüterek rapor çıkarttırdılar.

ÇED tutanakları düzenlenip onay verildikten hemen sonra, 2023 yılı itibarıyla köylüler ve balıkçılar tarafından çok yönlü bir yargı mücadelesi başlatıldı. ÇED raporuna karşı yoğun itirazlar yapıldı. Raporu hazırlayanların mevzuat gereği ortaya çıkacak bütün aksaklıkların üzerini kapatacak şekilde davrandığı görüldü. Ancak bu bölgenin ÇED sürecini kökten değiştiren çok temel ve hayati bir özelliği vardı: Rize-Artvin Havalimanı’nın hemen yanı başında bulunması.

Sümen Altı Edilen Ret Raporu ve DHMİ’nin Emsalsiz Kararı

Rize-Artvin Havalimanı’nın varlığı, bölgedeki ÇED sürecinde havalimanı yönetiminden resmi uygunluk belgesi ve onay alınmasını zorunlu kılıyordu. Bu doğrultuda ÇED sürecinde Rize-Artvin Havalimanı’na resmi görüş soruldu.

Havalimanı yönetimi verdiği resmi yanıtta: burada kurulacak kafes balıkçılığının bölgedeki yerel martı ve karabatak türleri başta olmak üzere balıkçıl kuş popülasyonunda ciddi artışa yol açacağını, havalimanı çevresinde zaten mevcut olan kuş popülasyonunun uçuş güvenliği açısından büyük risk oluşturacağını belirterek projeye açıkça “KAFES BALIKÇILIĞININ REDDİNE” kararını verdi.

Ancak hazırlanan bu resmi ret yazısı hemen sümen altı edildi. Yöre halkının ve kooperatifin elinde bulunan bu belgenin gizlenmesinin ardından Devlet Hava Meydanları İşletmesi (DHMİ) Genel Müdürlüğü’nden Türkiye Cumhuriyeti tarihinde eşi benzeri görülmemiş bir onay yazısı alındı. DHMİ’nin yazısında şu ifadelere yer verildi:

’Her ne kadar burada kafes balıkçılığı kurulduğunda kuş popülasyonunu arttıracağı bilinse de; kuş popülasyonunun artmasını engelleyici önlemlerin alınmasının yatırımcı firmalar tarafından taahhüt edilmesi, ayrıca olabilecek muhtemel uçuş kazalarının sorumluluğunun da yine yatırımcı tarafından kabullenilmesi koşuluyla ÇED uygundur.’’

Böyle bir kararla devlet; toplumun can güvenliğini, seyahat güvenliğini ve uçuş emniyetini özel bir şirketin inisiyatifine ve yazılı taahhüdüne bırakmış oldu. ÇED onayı bu belgeyle geçirildi.

Köylüler bu karara karşı derhal mahkemelere başvurdu ve Rize-Artvin Havalimanı’nın verdiği orijinal ret belgesini yargıya sundu ancak mahkemeler bu belgeleri dikkate almadı. Süreçte ornitologlar (kuş bilimciler) tarafından hazırlanan bilimsel raporlar mahkemeye iletildi; bu raporlarda standart kuş kovucu sistemlerin yerel balıkçıl kuş türleri üzerinde hiçbir etkisinin bulunmadığı bilimsel verilerle kanıtlandı. Kuş çarpmalarının Türkiye’de yeterli istatistiği olmasa da dünyada ne tür ölümcül uçak kazalarına yol açtığına dair uluslararası havacılık kaza raporları dosyaya eklendi.

Bununla da kalmadı: Kafeslerin yerleştirileceği koordinatlarda ciddi teknik hatalar bulunduğu ve kurulacak kafeslerin balıkçıların limana giriş-çıkış manevralarını tamamen engelleyeceği somut senaryolarla hem mahkemelere hem de Rize Valiliğine sunuldu. Ancak hiçbir belge ve bilimsel itiraz dikkate alınmadı. Üstelik Rize İdare Mahkemesi, bir üst mahkeme olan Trabzon Bölge İdare Mahkemesine başvuru yolunu da fiilen kapatarak süreci yalnızca Danıştay’a yönlendirdi. Danıştay’a giden dosya ise sadece 5 ay içerisinde hiçbir ayrıntılı inceleme yapılmaksızın jet hızıyla reddedildi ve yargı yolu tamamen tüketildi.

12 Bin Tonluk Proje Kimlerin? Kuzuoğlu Grup ve Güneysu İlim Öğrenenlere Yardım Vakfı

Karşılarındaki projenin tek bir şirketten ibaret olmadığını belirten İbrahim Oğuz, planlanan projenin toplam 12.000 tonluk (4.000 + 4.000 + 4.000 ton şeklinde 3 ayrı proje) bir kapasiteye sahip olduğunu vurguladı. Proje hayata geçtiğinde Balıkçı köyünden Çayeli (Kemerköy) sınırlarına kadar bütün avlak sahası kafeslerle kapatılacak. Küçük balıkçılara avlanma hakkı tanınmayacak, balıkçılar yalnızca sürü balıklarının geçmediği alanlara mahkum edilecek ve bölgede balıkçılık tamamen yok edilecek. Bölgede geçimini sağlayan yaklaşık 400 hanenin geçim koşulları ve teknelerine yaptıkları yatırımlar belirsizliğe itilecek.

İbrahim Oğuz, 12 bin tonluk projenin mülkiyet dağılımına dair şunları aktardı:

Kuzuoğlu Grubu (4.000 Ton): Projenin 4 bin tonluk kısmı Kuzuoğlu Grubu’na ait.

Güneysu İlim Öğrenenlere Yardım Vakfı / GÜNVAK (8.000 Ton): Geriye kalan 8 bin tonluk pay ise bölgede “İlim Yayma” olarak da anılan Güneysu İlim Öğrenenlere Yardım Vakfı’na (GÜNVAK-1 ve GÜNVAK-2 projeleri) ait.

Oğuz, asıl tıkanma noktasının bu vakıf ve arkasındaki siyasi ağ olduğunu şu ifadelerle açıkladı:

‘’Güneysu İlim Yayma Vakfı, başkanlığını mevcut Güneysu Belediye Başkanı’nın yürüttüğü bir yapı. Amaçları güya Kuran kursunda öğrenci okutmak, İmam Hatip’teki çocuklara destek vermek, ‘’gelecekte muhteşem insanlar yetiştirmek’’ olarak sunuluyor ama arkasında bambaşka bir düzen var. Bizim asıl mücadelemiz burada tıkanıyor, biz bu vakfın gücünü aşamıyoruz. Çünkü vakfın yönetim kurulunda Güneysu Belediye Başkanı, Rize Valisi, Rize’nin, Ankara’nın ve İstanbul’un önde gelen isimleri yer alıyor ve Tayyip Erdoğan’ın oğlunun da bu yapının arkasında olduğu ifade ediliyor. Doğal olarak karşımızdaki bu siyasi güç işimizi olağanüstü derecede zorlaştırıyor.’’

Ekolojik Yıkım: Yılda 4 Bin Ton Balık Dışkısı

Kafes balıkçılığı tam kapasiteyle çalışmaya başladığında bölgede yaratacağı kirliliğin boyutları felaket düzeyinde. Yıllık 12 bin tonluk üretim kapasitesi, denize her yıl ortalama 4 bin ton balık dışkısı ve kimyasal yem atığı bırakılması anlamına geliyor. Bu yoğun atık yükü, Balıkçı köyünden Çayeli’ne kadar olan bütün sahil şeridini kokudan durulamaz, oturulamaz ve denize girilemez bir balçık alanına dönüştürecek.

Direnişin Geçmişi: Cuma Baskınından Deniz Barikatına

Hukuki süreçler devam ederken geçtiğimiz yıl yaşanan ilk fiili saldırıyı ve halkın kurduğu direniş hattını İbrahim Oğuz şöyle anlattı:

‘’Geçen sene bir cuma günü, insanların limanda olmadığı bir saatte kapıyı hiç kimseye sormadan açtılar ve içeri 3 ila 5 tonluk devasa beton çapaları ve tonoz malzemelerini indirdiler. Bu durum halkta büyük bir infial yarattı. Tonozlar devasa olduğu için insanlar yerinden oynatamadı. O süreçte limana jandarmadan ve istihbarattan görevliler yerleştirdiler, kameralar koydular ve köylülerin limana yaklaşmasını engellediler. Durumun ciddiyetini gören halk kendi inisiyatifiyle örgütlendi. Kadınlar, gençler, çocuklar kendi direniş birlikteliklerini kurdular. Amaçları sadece köylerini korumaktı; birçoğu balıkçı, denizci, öğrenci, ev hanımı veya kocalarıyla birlikte denize çıkan kadınlardı. Aralarında benim gibi Ankara’da veya İstanbul’da yaşayıp köyüne gönül vermiş, babasından miras kalan teknesine sahip çıkan, yılda birkaç kez gelip balıkçılık yapan ve atalarının mesleğini yaşatmaya çalışan insanlar da vardı.

Bir gün baktık ki kafesleri ve malzemeleri yükleyip limanı fiilen işgale geldiler. Yeni Parti Rize Milletvekilimiz Tahsin Ocaklı buradaydı; halkın ve vekilimizin direnişiyle o karadan giriş durduruldu. Karadan giremeyeceklerini anlayınca bu sefer deniz yoluyla geldiler. Denizden geldiklerinde köylüler ve balıkçılar derhal teknelerine, kayıklarına bindiler; denizde onların yollarını keserek ve su üstünde barikat kurarak çalışmaları tamamen durdurdular. Tahsin Vekilimiz de 8 saat boyunca denizde bizimle birlikte mücadele etti ve destek verdi.’’

Siyasilerin ‘’Vazgeçtik’’ Yalanı ve Şirketin Darboğazı

Geçen yılki direnişin ardından araya kış girdi. Ancak siyasi iktidar bu kadar büyük bir halk tepkisi beklemediği için geri adım atıyormuş gibi yaparak halkı gevşetme taktiği uyguladı. Köyde herkesin birbirini tanıdığı siyasi ve akrabalık ilişkileri kullanılarak köylülere ‘’Projeyi yapmayacağız, vazgeçtik, başka bir yere taşıyacağız’’ sözleri verildi. Dönemin Valisi, Kaymakamı televizyon ekranlarında, AKP İl Başkanı ise toplantılarda bu projeden vazgeçildiğini bizzat taahhüt etti.

Fakat işin arkasında Kuzuoğlu Grubu’nun ekonomik sıkışıklığı ve devlet hibesi hesapları yatıyordu. İbrahim Oğuz şirketin durumunu ve rant mekanizmasını şu sözlerle detaylandırdı:

‘’Yatırımcı firma Kuzuoğlu buradan devasa bir rant ve hibe desteği almayı planlıyor. Şirket ekonomik olarak çok zor durumda; Trabzon’da bir otel almış, çok fazla borçlanıp açılmış ve nakit akışında çok ciddi sıkıntıları var. Bu yüzden Zelek Limanı’nı mutlaka aktif hale getirmek zorundalar. Burayı açarlarsa eldeki mevcut diğer alanları satıp nakit yaratacaklar. Buranın maliyeti ise onlar için bedava; devletten yatırımın yarısının hibe parasını alacaklar. Üstelik içeri soktukları malzemelerin hepsi daha önce başka yerlerde kullanılmış eski hurda malzemeler. Bu hurdaları sıfır malzeme gibi gösterip devletten para alacaklar. Kısacası tam bir soyguncu düzeni işletiliyor.

Şirket bu yüzden Rize siyasetine ve Ankara’daki bakanlık düzeyindeki üst noktalara olağanüstü baskı yaptı. Bu baskı sonucunda daha önce Valinin, Kaymakamın televizyonlarda verdiği sözler, AK Parti İl Başkanı’nın taahhütleri tamamen çöpe atıldı ve projeye yeniden start verildi.’’

Hukuksuz Liman İşgali: 1380 Sayılı Kanun Çiğnendi, Kapılar Kırıldı

Projenin son aşamasında kamu gücünün şirket lehine devreye sokulduğunu belirten İbrahim Oğuz, bölgeye adeta yığınak yapıldığını ve bir köylüye 5-6 askerin düştüğü ağır bir abluka kurulduğunu vurguladı.

Oğuz, limana yönelik müdahalenin barındırdığı yasal ihlalleri şu gerekçelerle sıraladı:

Yürürlükteki Kira Sözleşmesi: Zelek Balıkçı Limanı, Sivrikale-Yeşilköy Su Ürünleri Kooperatifi tarafından Rize İl Tarım ve Orman Müdürlüğü’nden yıllık 1.506.000 TL bedelle resmi olarak kiralanmıştır. Hukuken geçerli bir sözleşme sürerken, kiracının rızası ve yasal bir tahliye kararı olmaksızın alanın üçüncü bir şirkete devri mümkün değildir.

1380 Sayılı Kanun Güvencesi: Su Ürünleri Kanunu’nun 17. maddesi uyarınca balıkçı limanlarının işletme ve kullanım hakkı münhasıran kooperatiflere aittir. Limanın yasal işletmecisi Balıkçı Köyü ve Sivrikale-Yeşilköy kooperatifleridir.

Kilitlerin Kırılarak Gasp Edilmesi: İki gün önce kolluk kuvvetleri eşliğinde kooperatife ait limanın kapı kilitleri zorla kırıldı. Köylülerin ve kooperatif yöneticilerinin girişi engellenirken, kiralanmış olan kamu alanı fiilen ve cebren Kuzuoğlu firmasının kullanımına tahsis edildi.

Olay anında yetkililere yazılı evrak sorulduğunu belirten Oğuz, yaşanan diyaloğu şöyle aktardı:

“Limana geldiklerinde sorduk: Bu limana giriş belgeniz var mı? Devletten veya buradaki kiracı kooperatiften alınmış resmi bir izniniz, tahsis evrakınız ya da mahkeme kararınız var mı?

Hiçbir resmi belge gösteremediler. Karşımızdaki Jandarma Alay Komutanı Albay sadece ‘’Ben emir aldım, talimat aldım; bu kamyonlar buraya girecek’’ dedi. Tahsin Vekilimize de sadece ‘’Vali Bey’in talimatıyla bu girişi sağlıyoruz’’ demekle yetindiler. Ortada hiçbir yasal belge yok, kimse yazılı sorumluluk almak istemiyor ama vali talimatıyla liman kapıları kırılarak gasp ediliyor.’’

Yaşanan bu kanunsuz müdahalenin ardından hem Süzeler Balıkçı Köyü hem de Sivrikale-Yeşilköy Su Ürünleri Kooperatifi, kapıları kıran şirket yetkilileri ve emir veren sorumlular hakkında Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulundu.

İbrahim Oğuz, arkasında devasa bir siyasi rant, ekolojik yıkım ve havacılık güvenliği skandalı barındıran bu organize hukuksuzluğa karşı Zelek halkının ve balıkçıların denizlerini, limanlarını ve geleceklerini savunmaya kararlılıkla devam edeceğini vurguladı.

Diğer İçerikler

Son Eklenenler